19 Haziran 2013 Çarşamba

Dünya gözü ile...

Aeolian Adası, Lipari / Sicilya 

Ahirette vaad edilen bir cenneti hak etmek için bu güzel dünyayı illâki cehenneme çevirmek ve onun güzelliklerine sırtımızı dönmemiz gerekmiyor...


15 Haziran 2013 Cumartesi

Ne dert kalır ne hüzün...


1979 yılında, 70 yaşında iken Eskişehir'de vefat eden, cumhuriyetin ilk dönem şair ve hikayecilerinden olan Türkçe öğretmeni Vehbi Cem Aşkun tarafından yazılan bu şiir, daha sonra Sadettin Kaynak tarafından nihavend makamında bestelenmiş ve Türk Sanat Müziğimizin hepsi de birbirinden güzel eserlerine böylece bir yenisi daha katılmıştır.

Güftenin tamamı şudur:

ne dert kalır ne hüzün
bir sudur akar zaman
seni ilk gördüğüm gün
dedim, ah, benim olsan

ay değil yıllar geçti
kavuşmak şimdi bir an
kış geçti, bahar geçti
dedim, ah, benim olsan

yeter, üzme, çabuk gel
uzamasın bu hicran
bu günlerden çok evvel
dedim, ah, benim olsan

...

Bu güzel şarkıyı Zeki Müren'in o emsalsiz sesinden dinlemek isterseniz de, şurayı bir ziyaret edin:

http://www.youtube.com/watch?v=w5ZzifFRIlE



14 Haziran 2013 Cuma

İşte böyle gülüm...

Nazım Hikmet'in "Son otobüs" şiirinden...


13 Haziran 2013 Perşembe

İnsanlık deyince...

İnsanlık deyince tek bir canlı türünü ve onların arasında cereyan eden ilişkiler bütününü kastediyor değiliz...


11 Haziran 2013 Salı

Zaman, Mekân, Eşya ve İnsan

Fotoğrafçılık, tartışmasız önemli bir sanat dalı. Fakat hayatlarımızı olduğu kadar mekanı ve eşyayı da kuşatan ve adına zaman dediğimiz o devingen boyutu mekanı sabit tutarak eşya ve insan üzerinden bu kadar güzel anlatabilmek ise şüphesiz çok daha başka bir şey olmalı...
























10 Haziran 2013 Pazartesi

Bir devrin efsane şiiri: Mona Roza

Üstat Sezai Karakoç'un ünlü şiiri Mona Roza'nın en çok sevdiğim dörtlüğü:


Şair, Mona Roza'yı üniversite yıllarında platonik aşk yaşadığı sınıf arkadaşı "Geyveli" Muazzez Akkaya'ya ithafen yazmış. Ama bunu 35 yıl herkesten saklamayı başarmış.

Yalnız, sevdiğinin ismini şiirin içine farklı bir akrostiş tekniği ile kayda geçirmeyi ise ihmal etmemiş.

Yazıldığı 50'li yıllarda çok ses getiren bu şiir hakkında; şairin aşkını kendisine itiraf ettiği halde Muazzez'in buna kayıtsız kaldığı, fakat okulda düzenlenen bir şiir konferansında bu şiirini okuduğunda Muazzez'in kürsüye yaklaşarak şaire aşkına karşılık vermeye hazır olduğunu söylediğini, ancak bu defa da şairin kendisini kabul etmediğini anlatan ve bunun üzerine Muazzez'in memleketi Geyve'ye dönerek orada canına kıydığı gibi acıklı bir sonla biten bir efsane hikaye edilmiş ise de bunun gerçekle bir ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır.

Aradan 35 yıl geçtikten sonra, şair şiirinde sakladığı akrostiş sırrını bir dostuna ifşa edince, o da bu durumu diğer bir kaç arkadaşı ile paylaşmış. Lâkin bunlardan biri şiirde yer alan bu sırrı sanki kendisi keşfetmiş gibi sağda solda açıklamalarda bulunmuş. Bunun üzerine Sezai Karakoç, durumun aslının bu olduğunu kendisi ile yapılmış bir röportajda böyle açıklamakla beraber, Muazzez Akkaya ve ona olan duyguları konusunda ise konuşmamayı tercih etmiş. Bu arada, unutmadan yazalım: "Mona Roza" ise şairin dediğine göre "tek gül" anlamına geliyormuş...

Ve işte o şiirin tamamı:


MONA ROZA

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek...

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin, ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin, ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

...