8 Kasım 2017 Çarşamba

Sitemnâme


ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemişimdir hep
kırmaktan sakınarak duygu filizlerini
ve susturarak içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla
salmak isteyerek üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
bir gülümsemeyle yüzümde…

ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemişimdir
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği

-kuşların kanatları neden vardır?
-bir insan neden ağlar bu yaşına gelince?
-bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
-tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?

konuşayım istemişimdir hep, bir yüreğin dilince
cevabı olmayan sorularda boğmadan, kendimce

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu yorgun omuzlarıma
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemişimdir hep, üşütmeden yüreğini…

ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
birazcık da kendime istemiştim
sevgi adına…

(Bu şiiri, değerli şairlerimizden sayın Şükrü Erbaş'ın SİTEM şiirinden alıp, kendi "derdime" göre uyarladım. Hakkını helal etsin...)

.

Sonbaharda aşk güncesi



Aşkın hakikati, itiraf edilemeyecek kadar içseldir, uhrevidir. Aşk, bir ikindi vakti yalnız başınıza yürüdüğünüz patikada, kendini hayattan koparan mevsime takatsiz bir çığlık dahi atamadan teslim olan bir yaprağın düşüşünün kendi ruhunuzu nasıl kanattığını görüp de buna mani olamamaktır. Aşk, hayatın her anını onunla birlikteymişçesine bir yaşayış, aldığınız her nefese dahi el koyup, yerine kendisi geçen derin bir özleyiş, zamandan ve benlikten koparak, bir daha geri dönmemecesine onda ebedi bir kayboluştur.

(D. Cündioğlu'nun bir konuşmasından sonra içime dökülenler...)

Dinle, Anla, Yüzleş