27 Temmuz 2012 Cuma
Enis Behiç Koryürek ve "Hatıra"sı...
Adı; Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy ve Orhan Seyfi Orhon'la beraber anılan ve "Beş Hececiler" olarak tanınan ve bu Cumhuriyet döneminin ilk dönem şairlerinden biri olan Enis Behiç Koryürek, her ne kadar tasavvufî şiirler de yazmışsa da, onun özellikle "Hatıra" isimli ve Erol Sayan tarafından Rast makamında bestelenen şiiri, en çok bilinen şiiridir. Türk Sanat Müziğinin bugün bile dillerden düşmeyen bu güzel besteye güfte olan ve her mısraı 14 heceden meydana getirilmiş bu güzel o şiir ise işte burada:
Etiketler:
Besteci ve Güftecilerimiz,
Şairler ve Şiirleri
26 Temmuz 2012 Perşembe
10 Temmuz 2012 Salı
8 Mayıs 2012 Salı
ORHAN SEYFİ'NİN VEDA BUSESİ...
"Veda Busesi", Türk sanat müziğinin şüphesiz en bilinen, en çok sevilen şarkılarından biri...Yusuf Nalkesen tarafından 1951 yılında Muhayyer Kürdî makamında bestelenen bu içli şarkının sözleri ise zamanının ünlü "beş hececi"lerinden biri olan şair ve gazeteci-yazar Orhan Seyfi Orhon'a ait.
Kendisini, daha henüz çocukluğumu yaşadığım o 60'lı yıllarda yayınlanan ve babamın günlük olarak aldığı "Son Havadis" gazetesindeki köşesinden tanıma şansı bulduğum şair, önceleri "aruz vezni" ile şiirler yazmışsa da, daha sonraları çağdaşları gibi "hece vezni"ne dönmüş. Böylece, adı, Faruk Nafız Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy ile birlikte, "beş hececiler" olarak anılır olmuş ve Orhan Seyfi, tıpkı diğer dört şair gibi şiirlerini artık "hece ölçüsü" ile yazmayı tercih etmiştir.
21 Ocak 2012 Cumartesi
Kanat çırpar uçamaz, ümidim gözlerine
Kanat çırpar uçamaz, ümidim gözlerine
Ne türküler yakmışken ben saçının her teline
Yol bulamaz ağlarım, varmaya emelime
Ah şu gönül çarpıntım, geçmez ki söz yerine!..
Nasıl desem bilemem, bakamam gözlerine
Anla ki seviyorum, al biraz üzerine!..
Neler neler söylerdim kapanıp dizlerine
Ah şu gönül çarpıntım, bir geçse söz yerine!..
Ahmet Hüsnü / 30 Aralık 2011
Adana
21 Aralık 2011 Çarşamba
Yine telaşlı bir sonbahar ve yine sen...
Yaşamak ne kolay olurdu, sadece bu günde yaşayabilsek, dünde kalan ne varsa umarsızca kaldırıp bir kenara atabilsek!..
"Hayat zordur" demek, biraz da bu değil midir?
Evet, hayat zordur, çünkü hatırlarsınız!..
Hayat, gerçekten zordur, çünkü unutamazsınız!..
Geçip durmakta olan sadece gün, ay, hülâsa zaman. Ama hep içimizde sakladığımız bir "an"da biz değil miyiz takılıp kalmış olan!..
"Geçmek", arkasında bir şeyleri öylece bırakmaksa, onlara sırt dönüp gitmekse biz de çoktan geçmiş, biz de çoktan gitmiş olurduk!..
Lâkin bir türlü geçemedik, geçemiyoruz...
"En eski hatıralar daha henüz dün gibi..." diyen o güfteci de geçip gidenlerden olsa böyle bir "itirafta" bulunabilir miydi?
Peki, "nereye kadar" bu böyle? Ölüm nihayet midir bu derde? Söker alır mı bizi bu durduğumuz yerden?
Çok da emin değilim, ne yalan söyleyim...
Evet, şiir, "daha"sını diyemediğiniz noktada imdada yetişiyor ise "şiir"dir, diyelim ve "medet" deyip şiirimize geçelim...
(T)uzak sözler...
Basar tetiğe "an" döker zaman...
Ağır yaralı bir sabah uyanır
Bir düş acı içinde kıvranır, sağ kalan...
Cebimde yalan
Dudaklarımı kanatan söz kalır...
Ve şehir talan
Boğazı kapatır bütün gemiler
Gökyüzünde eylemci bir martı tutuklanır...
........
Durmadan aklıma düşer yüzün
Duvarlarda eski bir şarkı yankılanır...
Tadı yoktur içtiğim çayın
Yastığıma işlemiştir kokun
Saçların avuçlarımda derin izler bırakır...
Bomboştur sokaklar
Penceremde gözlerinin buğusu
Rüzgarın uğultusu koynuma saklanır...
.........
Sürgüne yollanır düşüncelerim
Terim yokluğuna karışır...
Sana kavgalıdır sesim
Sonra düşerim sarhoşluğuna
İçim senle barışır...
Elim ayağım dolaşır
Telaşlı bir sonbahar
Çarpıp durur pencereme
Soyunursun geceme
Kokun yastığıma bulaşır...
.........
İçimin infazlarında
Basar tetiğe "an" döker zaman
Sızarım bin acıdan gözlerine
Düşerim ellerine umursamadan...
Bilirim özlersin
Hiç bir sabah iflah etmez yüreğini
Bana uyanmadan...
……
Hep sonradan gelir aklım başıma
Bir sigara yakışıma efkarlanır şehir
Yazdığım şiir körkütük…
Okkalı bir tükürük fırlatırım boşluğa
Ne zaman elimde kadeh seni düşünsem
Ayılırım yepyeni bir sarhoşluğa… .....
İzdüşüm... Ercüment Kaya (İz/düşüm)
Kaynak: http://www.edebiyatdefteri.com/siir/548037/
14 Kasım 2011 Pazartesi
Geçmiş zaman olur ki...
Elizabeth Taylor, bir dönemin unutulmaz aktrislerinden biriydi ve daha henüz küçük bir çocukken oyuncu olarak adım attığı sinema dünyasında rol aldığı filmlerle büyük bir ses getirmişti..
27 Şubat 1931'de İngiltere'de doğan bu İngiliz asıllı aktristin, 23 Mart 2011 tarihindeki ölümüne kadar, aşklarının da o dönemin magazin dünyasını oldukça meşgul ettiği bir gerçek. Henüz 18 yaşındayken ünlü otel kralı Hilton'un oğlu Conrad "Nicky" Hilton 6 Mayıs 1950 tarihinde ile ilk evliliğini yapan "Liz" Taylor'un 6 ay süren bu evliliğinden bu güne kalan resimlerle o günleri dilerseniz yeniden analım.
27 Şubat 1931'de İngiltere'de doğan bu İngiliz asıllı aktristin, 23 Mart 2011 tarihindeki ölümüne kadar, aşklarının da o dönemin magazin dünyasını oldukça meşgul ettiği bir gerçek. Henüz 18 yaşındayken ünlü otel kralı Hilton'un oğlu Conrad "Nicky" Hilton 6 Mayıs 1950 tarihinde ile ilk evliliğini yapan "Liz" Taylor'un 6 ay süren bu evliliğinden bu güne kalan resimlerle o günleri dilerseniz yeniden analım.
O günlerde Elizabet Taylor 18, Nicky Hilton ise 23 yaşındaydı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







