18 Kasım 2012 Pazar

Alıştığımız bir şeydi yaşamak...

Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinde en çok şahit olduğumuz şey, onun hayata dair en küçük şeylerden dahi büyük mutluluklar çıkardığıdır. Fakat o, bütün bu küçük mutluluklara çoktan razı bir şekilde yaşayıp gitmekten hiç bir şekilde şikayetçi değilken, ölümün bir gün kendisini onlardan koparacağının farkındalığını da bir türlü içinden atamamıştır. Ve bu duygu, onun hemen hemen bütün şiirlerine sinmiş ve dizelerinde açığa vurduğu yaşamak sevincinin üzerini hep bir ölümle gelecek bir sisli hüzün perdesi ile örtüp durmuştur. Tıpkı, bu "Ölümden sonra" şiirinde olduğu gibi...  


14 Kasım 2012 Çarşamba

UNUTUŞTAN ALDANIŞA BİR HATIRLAMA ÖYKÜSÜ: OLVİDO

Ahmet Muhip Dranas'ın ünlü şiiri "Olvido"dan çarpıcı bir dörtlük...






10 Kasım 2012 Cumartesi

"Concierto de Aranjuez"

"Concierto de Aranjuez" adı ile bilinen bu güzel parça, ya da müzik dilindeki söylenişi ile bu gitar veya bir orkestra tarafından seslendirilmek üzere İspanyol müzisyen Joaquín Rodrigo tarafından 1939 yılında bestelenen bu unutulmaz "konçerto", bugüne kadar bir çok farklı gitarist ve orkestra tarafından seslendirildi.

Aranjuez ise İspanya'da; manolya kokulu ve havuzlarından etrafa saçılan su seslerinin envai çeşit kuş cıvıltılarına karıştığı emsalsiz güzelliklerle dolu bahçelere sahip bir şehir. Rodrigo da işte bu parçayı yapmak için ilhamını bu güzel ve insana huzur veren ahenkli seslere ev sahipliği yapan bu bahçelerden almış. Aşağıdaki videoda ise 1996 yılında çevrilen "Brassed Off" adlı filmde "Gloria" rolünde oynayan Tara Fitzgerald'ın trompet solosu ile katıldığı "Concierto de Aranjuez" parçasının seslendirildiği o ünlü sahne yer alıyor.








Bir de böyle bir dünya var...


Dünyaları "kâr/zarar" hesabından ibaret olanlar için bir anlam ifade etmeyeceğini iyi bildiğim bu resim ve onda dondurulan bu hayat anı başka bir dünyaya değil, bu dünyaya ait! Onu parsellenecek bir arsa, üstündekileri de paraya çevrilmesi gereken metalar olarak görenler tarafından vahşice tarumar edilmekte olan bu dünyada, her şeye rağmen yine de böyle bakîr kalmış köşeler var...

3 Kasım 2012 Cumartesi

Ayakların yere basmadıkça dünya çok da kötü bir yer gibi görünmüyor değil mi...


Ne de olsa Karacaoğlan'la hemşehriliğimiz var...

Önce kısa bir bilgi:

"Koşmalarda en çok 11’li hece ölçüsü kullanılır. 4+4+3=11 ya da 6+5=11. 

Genelde yarım kafiye kullanılır.

Kafiye örgüsü; ilk dörtlük; aaab, abab, aaba veya abcb şeklinde olup diğer dörtlükler cccb, dddb şeklindedir.

Koşmada, tabiat güzellikleri, sevgi, ayrılık, yiğitlik, yakınma, ıstırap, eleştiri, hayata ait görüşler konu alabilir.

Genelde şiirin içinde özellikle de son dörtlükte şairin mahlası bulunur. 

Dil sade, anlatım yalın ve içtendir.

Koşmalar işlenen konulara göre çeşitli isimler alır. Bunlar aynı zamanda âşık edebiyatı nazım türleridir"

Doğrusunu isterseniz, ben yukardaki koşullardan bîhaber bir şekilde ve bir anda bu dörtlükleri yazmıştım. Şiirimi bitirdikten sonra bunun bir "koşma" olduğunu farkettim. İnaıyorum ki, koşma söyleyen halk ozanları da içlerinden geldiğince söylemişler ve çok sonraları bunları inceleyenler bu söyleyişlerin "kendiliğinden" bir kural oluşturduğunu görmüşlerdir, yoksa hiç bir ozanın kalkıp da hece sayarak koşma söylediğini zannetmiyorum. Nitekim, ben de şiirimi tamamlayıp dizelerdeki heceleri saydığımda 11 hece olduğunu hayretle gördüm. Demek ki bu dilden ve kültürden gelen bir özelliktir.